İnfertilite, kadın veya erkek üreme sisteminde çocuk sahibi olmayı engelleyen yapısal, hormonal, fonksiyonel veya genetik bir bozukluğun sonucunda ortaya çıkan durumdur. Çiftlerin tıbbi öyküsü, yaşı ve fizik muayene bulguları erken değerlendirme ve tıbbi tedavi gerektirmediği sürece infertilite değerlendirilmesi için 12 ay beklenmelidir. Sağlıklı bir çiftin bir yıl içinde gebe kalma şansı %85 civarındadır. Çift bir yıl içinde gebelik elde edemezse her geçen ay gebe kalma şansları azalır, kadın yaşı ilerledikçe bu şans daha da azalır.

İnfertil çiftlerin üçte birinde kadına ait faktörler üçte birinde erkeğe ait faktörler üçte birinde ise hem kadına ait hem erkeğe ait faktörler bir arada bulunur veya neden açıklanamaz.

İzah edilemeyen infertilite nedir?
İnfertil çiftlerin yaklaşık %10-15’inde yapılan testler ve değerlendirmeler sonrası infertiliteye neden olabilecek bir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan infertilite denir. Açıklanamayan infertilitesi olan çiftlerin problemi daha çok yumurta kalitesi, vücut içinde döllenme olmaması, genetik problemler veya tanı ve tedavisi zor olan sperm fonksiyon bozuklukları ile ilgili durumlardır. Bu olgularda tıbbi tedavi veya inseminasyon (aşılamanın) tedavisinin başarısı sınırlıdır. Tedavilere rağmen 3-6 ay içinde gebelik olmazsa çift IVF tedavisine yönlendirilmelidir.


Fertilite (doğurganlık) nedir? İnfertilite ne zaman meydana gelir?

Gebeliğin oluşması birçok faktörün bir arada olmasını gerektiren karmaşık bir süreçtir. Gebelik oluşması için sağlıklı bir yumurta ve sağlıklı bir sperm olması, spermin yumurtaya ulaşabilmesi için sağlıklı tüplerin varlığı, spermin yumurtayı dölleyebilme özelliğinin olması, embriyo (döllenmiş yumurtanın) gelişiminin iyi olması, gelişen embriyonun rahim duvarına tutunması için sağlıklı bir rahim ve normal hormon düzeyleri gerekmektedir.

Bu faktörlerden birinde veya birden fazlasında bozulma varsa gebelik oluşmamakta ve infertilite sorunu ortaya çıkmaktadır.

Normal üreme sistemine sahip 29-33 yaşları arasındaki bir çiftin herhangi bir ayda gebelik elde etme şansı %20-25 civarındadır. Çiftlerin %60’ı 6 ay içinde, %85’i bir yıl içinde herhangi bir tıbbi yardım almadan gebe kalabilmektedir.


 


                                                

Yumurtalıklardan bir yumurtanın çatladıktan sonra tüpün içerisine alınması ve döllenme sonrası oluşan embriyonun tüplerden rahime ilerleyip, rahim iç duvarına tutunması şematik olarak gösterilmiştir.

İnfertilite tanısı alan veya infertilite açısından aşagıdaki durumlar açısından risk grubunda olan tüm çiftler bir infertilite merkezine başvurmalıdır. 

• Kadın yaşı 35 yaşın altında ise ve 12 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilememiş ise,
• Kadın yaşı 35 yaşın üstünde ve 6 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilememiş ise, 
• Kadın yaşı 40 yaşın üstünde ise beklemeden başvuru yapılması, 
• Kadında veya erkekte infertiliteye neden olabilecek bilinen bir problemin varlığında infertilite açısından değerlendirilme yapılmalıdır.

Detaylı bilgi için aşağıdaki sayfaları ziyaret edebilirsiniz 

Kadının değerlendirilmesi için tıklayınız.

Erkeğin değerlendirilmesi için 
tıklayınız.

•İnfertiliteye neden olabilecek faktörleri ortaya koyabilmek için detaylı tıbbi öykü alınır.
•Jinekolojik muayene ve  detaylı fizik muayene yapılır.
•Yumurtalık rezervine ve fonksiyonlarına yönelik testler istenir.
•Üreme organlarının net değerlendirilmesi için transvaginal ultrasonografi yapılır, gerekli görülürse histerosalpingografi veya  daha ileri görüntüleme yöntemleri de istenebilir.
•Erkekten de infertiliteye neden olabilecek potansiyel nedenlere yönelik tıbbi öykü alınarak semen analizi istenir. Semen analizi sonuçlarına veya tıbbi öyküye göre gerekirse androloji uzmanına yönlendirilir.


Tıbbi öyküde aşağıdaki konular hakkında detaylı sorgulama yapılır:
•Adet döngüsü ile ilgili detaylı bilgi alınır. Adet süresi,  sıklığı ve adetlerin  ağrılı olup olmadığı,
•Eğer varsa daha önce kullandığı doğum kontrol yöntemleri ve süresi, 
•Cinsel fonksiyon bozukluğu olup olmadığı,
•Özellikle üreme organlarını ve karın içi organlarını ilgilendiren geçirilmiş operasyonlar ile ilgili detaylı öykü
•Jinekolojik hastalıklar, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü,
•Üreme fonksiyonları için önemli olan meme, tiroid gibi endokrinolojik organlara ait detaylı sorgulama 
•Ailede genetik geçişli hastalık olup olmadığı, erken menopoz öyküsü, doğumsal anomali öyküsü, ailevi infertilite öyküsü,
•Doğurganlığı etkileyecek sigara, alkol, keyif verici madde kullanım gibi zararlı alışkanlıklar  açısından detaylı bilgi alınır.

 
Detaylı bir fizik muayene yapılır:

•Ağırlık ve boy ölçülerek vücut kitle indeksi hesaplanır (kg/m2),
•Pelvik organlar ve karın içi organlarda kitle olup olmadığı kontrol edilir,
•Rahimin boyutu, pozisyonu ve muayenede hassasiyet olup olmadığı kontrol edilir.

Anti Müllerien Hormon (AMH): Yumurtalıklarda bulunan 2-6 mm arasındaki folliküllerden salgılanan bir hormondur. Testadet döngüsünün herhangi bir gününde alınan kandan bakılarak yapılır. 1.1 ng/ml altındaki AMH değeri yumurtalık rezervinin azaldığını göstermektedir.

Antral follikül sayısı: Adetin erken dönemlerinde yapılan transvajinal ultrasonografi ile yumurtalıklarda bulunan 2 ile 10 mm arasındaki folliküllerin sayısıdır. Her iki yumurtalıkta bulunan toplam antral follikül sayısının 5-7 arasında veya daha azalmış olması azalmış over rezervini gösterir.

FSH (Follikül stimüle edici hormon): Adet döngüsünün 2. veya 3. gününde ölçülen FSH düzeyi yumurtalık rezervinin bir ölçüsü olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Yüksek değerler (> 12 IU / L) yumurtalık rezervinin azaldığını gösterir. Bununla birlikte, testlerden herhangi biriyle elde edilen azalmış rezerv sonuçları, gebe kalma şansının ileri düzeyde azaldığı anlamına gelmez.

Blastosist aşamasına ulaşan embriyoların hızlı dondurma teknikleri (vitrifikasyon) ile dondurulması ve sonra başka bir dönemde çözülerek transfer edilmesi son derece başarılı sonuçlar vermektedir. Çözme sonrası embriyolar yüksek oranda canlılıklarını korumaktadır. Dondurma tekniklerindeki gelişmelerin artmasıyla günümüzde çok sayıda embriyo dondurulmaktadır.

Aşağıdaki durumlarda embriyolar dondurulabilir:

1. Tüp bebek tedavisi ile hastanın blastosist evresine ulaşmış birden fazla kaliteli embriyosu varsa taze transfer yapıldıktan sonra kalan embriyolar dondurulmaktadır.
2. Yumurta geliştirilmesi amacı ile verilen hormonlara aşırı yanıt veren kadınlar yumurtalıklarının aşırı uyarılması sendromu (OHSS) nedeniyle yaşamı tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu riskin olduğu kadınlarda yumurtalar toplandıktan sonra gelişen embriyolar dondurularak saklanmaktadır. Risklerin ortadan kalkması için 1 veya 2 ay bekledikten sonra rahim duvarı hazırlanarak dondurulmuş embriyolar çözülüp rahim içerisine transfer edilmektedir.
3. Tüp bebek uygulanacak 37 yaş ve üzeri kadınların embriyolarında kromozomal bozukluk oranı artmaktadır. Bu durum embriyo tutunma oranını azaltmakta veya gebelik olursa düşük riskini arttırmaktadır. Preimplantasyon genetik tanı yöntemleriyle embriyoların kromozomal olarak normal olanları seçilerek transfer edilir. Böylece implantasyon ihtimali olmayan veya düşüğe neden olabilecek embriyolar gereksiz yere transfer edilmemiş olur.
4. Endometrium kalınlığının gebelik için yeterli olmaması durumunda embriyolar dondurulup kalınlığın uygun olduğu bir siklusta transfer edilebilir.
5. Tedavi seyrinde saptanan polip, myom veya rahim içi yapışıklık gibi tutunma şansını kötü yönde etkileyebilecek durumlarda embriyolar dondurularak, transfer tedavi sonrası döneme ertelenmektedir.

 

POI, 40 yaşından önce yumurta rezervinin ileri derecede azalmasına bağlı oluşan bir tablodur. Tanı için aşağıdaki iki bulgunun birlikte olması gerekir.
• Adet düzeninin 3- 4 ay aralıklarla olması veya tamamen kesilmesi
• Adetin 2.günü bakılanFSH düzeyinin en az iki kez  25 mIU/L üzerinde olması.
POI görülme sıklığı popülasyonlar arası değişmekle beraber 40 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %1,  30 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %0.1,  20 yaşından genç kadınlarda ise %0.01 oranında görülmektedir. Bu durumun nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber çok sayıda teori öne sürülmektedir:


1-Genetik nedenler


POI vakalarının karyotiplerinde sayısal ve yapısal anormallikler bulunabilir.

Turner sendromu: normal dişi karyotip 46 XX olması gerekirken Turner Sendromunda karyotip 45 X0 olup X kromozomlarından biri eksiktir. Görülme sıklığı yaklaşık 1/2500 civarındadır. Klinik olarak kısa boy, yele boyun görünümüne sahip olan bu vakalar genelde adet görememe şikayeti ile doktora başvururlar. Bu vakaların %’35’i mozaik paterne (45 XX/45X0) sahip olabilirler. Mozaik Turner Sendromları başlangıçta adet görebilirler mozaikliğin derecesine göre zamanla adetleri azalabilir veya kesilebilir. Turner sendromunda POI ile beraber kardiyolojik problemler de olabilir vakalar bu açıdan da değerlendirilmelidir.<


FMR1 gen mutasyonu: POI vakalarında %6 oranında X kromozomu üzerinde bulunan FMR1 geninde premutasyon saptanmaktadır. Bu mutasyona sahip vakalar mental retarde çocuk doğurabilirler ve bu mutasyonu gelecek nesillere aktarabilirler. Bu nedenle POI olan vakalarda mutlaka bu genin premutasyon taramasının yapılması önerilmelidir.

2- Kemoterapi -radyoterapi:
Kemoterapi kullanılan ilacın dozuna ve süresine, radyoterapi ise uygulanan bölge ve doza bağlı olarak yumurtalıklarda hasar oluşturarak erken yumurtalık yetmezliğine neden olabilir. Kemoterapi ve radyoterapi uygulanması gereken vakalara bu tedaviler öncesi yumurtalarını, evli iseler embriyolarını dondurmaları konusunda mutlaka bilgilendirme yapılmalıdır.

3-Otoimmün hastalıklar:
Hipotiroidi, addison hastalığı, diyabet gibi otoimmün hastalıklar POI ile beraber sıklıkla görüldüğü için POI'nin otoimmün nedenlere bağlı olabileceği de düşünülmektedir. Bu hastalıklar açısından vakalar detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir.

4-Ailevi öykü:
POI olan vakaların %4-5’inde aile öyküsü mevcuttur. Aile öyküsü olan vakalarda, ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa ileri yaşları beklemeden planlama yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri önerilir.

POI olan kadınların çoğunda menopoza yaklaşan veya menopozda olan kadınlarda görülen sıcak basmaları, vaginal kuruluk, gece terlemeleri, uykusuzluk, sinirlilik, libido azalması gibi semptomlar görülebilir. Bu durum artık yumurtalıklarda östrojen üretiminin çok azaldığını yani rezervin tükenmek üzere olduğunu göstermektedir. Düşük östrojen seviyeleri kemik erimesine ve kalp damar hastalıklarına yol açabilir. POI olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu yönden büyük risk altındadır. Gelişebilecek tüm olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak uygun tedavileri uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.

Kötü embriyo geişim öyküsü olanlarda yeni uygulama öcesinde nedene yönelik ayrıntılı değerlendirme yapılmalı endojen ve eksojen faktörler ortaya çıkarılmalı ve önleyici uygulamalar planlanmalıdır.Bu uygulamalar;
 
Embriyo gelişimini etkileyecek sperm faktörü varlığı araştırılması ve sperm seçme tekniklerinin kullanılması
Ayrıntılı semen analizi yapılarak sperm morfolojisi ve hareketliliği detaylı değerlendirilir. MSOME dediğimiz yöntemle yüksek büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri 8050 kata kadar büyüterek  sperme ait  major anormallikleri tespit edilebilmektedir.  Sperme ait major anomalilerin yanında spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ve vakuolleri(sıvı dolu kesecikler)  MSOME tekniği ile ayırt etmek mümkündür. Yapılan araştırmalarda vakuol içeren spermlerde vakuol içermeyenlere göre DNA hasarı oranının daha yüksek olduğu gösterilmştir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı,embriyo gelişiminin durması, kötü ve yavaş embriyo gelişimine neden olabilmektedir bu nedenle morfolojik olarak normal spermleri seçmek embriyo gelişimini olumlu etkileyecektir. MSOME ile indirekt DNA hasarını göstermekle birlikte direkt DNA hasarını gösteren TUNEL,COMET testleri yapılabilir.
Sperm analizinde şiddetli hareketsizliğin olduğu durumlarda eozin ve HOS testi ile canlı spermleri ölü spermlerden ayırmaya yarayan vitalite testleri  önerilir.
Tüp bebek işlemi esnasında blastosiste ulaşan embriyo sayısını  arttırmak, daha kaliteli embriyo gelişimini sağlamak için  IMSI, PICSI, mikrochip  yöntemleri kullanılarak en iyi spermlerle mikroenjeksiyon planlanır.

Fertilizasyon ( döllenme ) oranı düşük olan vakalarda fertilizasyonu arttırıcı yöntamlerin kullanılması
Sperm hücresi yumurtayı döllediğinde, yumurtanın içerisinde Ca2+ artışı gözlemlenir ve bu yavaş yavaş tüm sitoplazmaya dalga halinde yayılır. Döllenme başarısızlığı gözlemlenen olgularda bu akım sağlıklı bir şekilde gerçekleşmez ve yumurta sonraki aşamalara geçemez. Bu durumda, mikroenjeksiyon işlemi sonrası, yumurtalar oosit aktivatörü içeren (kalsiyum ionofor, ionomisin, vb.) solüsyonlara tabi tutularak yumurta içerisindeki kalsiyumun artması ve döllenmenin gerçekleşmesi sağlanır.

Embriyo gelişimin destekleyen özel kültür sıvılarının kullanılması(Blastogen-embriyogen)
Embriyoların transfere kadar gelişimlerini sağlayan bu kültür sıvılarının içinde GM-CSF (Granulocyte-macrophage colony stimulating factor) adlı bir sitokin bulunmaktadır. Embriyo ve rahim arasındaki iletişim gebeliğin oluşumunda çok kritik bir rol oynamaktadır. Sitokinlerin bu iletişimi sağlamada çok önemli bir rolü vardır. Bu bağlamda GM-CSF içeren kültür sıvısının hem implantasyon hem de gebelik oranlarında pozitif etkisi olduğu bildirilmiştir

Endometrial Ko-kültür uygulaması
Ko-kültür rahim iç tabakası olan endometriumdan  alınan doku örneğinin laboratuvar koşullarında özel yöntemlerle hazırlanması ve embriyoların bu kültür sıvısı içinde takip edilmesine dayanan bir tekniktir. Ko-kültür ortamında embriyo ve endometrial doku arasında sinyaller oluşarak endometrial doku gerekli büyüme faktörlerini salgılmaktadır. Salgılanan büyüme faktörleri, sitokinler, proteinler daha kaliteli embriyo gelişimini destekleyebilir.

Embriyo gelişiminin kötü olmasına neden olabilecek genetik nedenlerin araştırılması
Ailede infertilite öyküsü olan vakaların genetik uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilir. Gerekirse carrier screening, exome dizileme  gibi genetik testlerle kötü embriyo gelişimine  neden olabilecek oosit veya sperme ait genetik problemler araştırılabilir.

Yumurta dondurma işlemi sağlık bakanlığının 2014 yılında yayınladığı ‘Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik’ uyarınca sadece aşağıda belirtilen tıbbi zorunluluk hallerinde uygulanabilmektedir. Oositlerin dondurulması için tıbbi zorunluluk oluşturan bu durumun tıbben kanıtlanması ve raporlanması gerekmektedir.

1- Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalık hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde,
2- Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar öncesinde,
3- Düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesinin üç uzman doktordan oluşan sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi durumunda yumurta dondurma işlemi yapılabilir.

Yönetmeliğe göre dondurma işlemlerinde, ayrıca yumurtası dondurulan kişinin kanında bakılacak DNA kimliklendirme analizinin bulunması şartı vardır.


Yumurta dondurma işlemi nasıl yapılır?
Adetin 2. günü yapılan ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre tedaviye başlanır. Hormonal tedavi yumurta toplama aşamasına kadar toplam 10-12 gün sürmektedir. Bu süreçte 4-5 kez hormon değerleri ve ultrasonografi kontrolü yapılır. Yumurta büyüklüğü 18-19 mm boyutuna ulaşınca verilecek olgunlaşmayı tetikleyici enjeksiyondan 36 saat sonra hafif sedasyon anestezisi ile yumurtalar toplanır ve dondurulur.

Hücre dondurma teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak günümüzde uygulanan yöntemler ile üreme hücreleri başarılı bir şekilde dondurulabilmektedir. Dondurma işlemi temel olarak dondurulacak yumurta hücresi hazırlık aşamasından sonra koruyucu (kryoprotektan) solüsyonlarla karıştırılarak sıvı azot içerisine bırakılması şeklinde uygulanmaktadır. Merkezimizde yumurta dondurma işlemi için hızlı dondurma tekniği kullanılmakta ve işlem yaklaşık 20 dakikada tamamlanmaktadır. Yumurta hücreleri -196 santigrat derecedeki sıvı nitrojen içinde uzun yıllar saklanabilmekte ve daha sonra üreme tedavilerinde kullanılabilmektedir.


Yumurta dondurma işleminde başarı oranı nedir?
Yumurta hücresi insan vücudundaki en büyük hücredir ve bu nedenle içerisinde çok miktarda su molekülü barındırır. Su molekülünün fazla olması, donma sırasında su moleküllerinin kristalleşmesine ve oluşan su kristallerinin yumurta hücresine zarar vermesine yol açabilir. Özellikle son yıllarda kristalleşmeyi belirgin şekilde azaltan vitrifikasyon yönteminin kullanımı ve bu amaçla kullanılan solüsyon ve protokollerdeki iyileşmelerle artık taze denemelere benzer gebelik sonuçları elde edilmektedir. Dondurulan yumurtaların çözme sonrası canlılığını yitirme riski %5’ in altındadır. Yumurta dondurma işlemi tüp bebek tedavisinde etkinliği kanıtlanmış başarılı bir teknik olarak yerini almıştır.

Dondurulmuş oositlerin saklama ve yasal imha koşulları nelerdir?
"Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik″ çerçevesinde; dondurulmuş oositler yasal olarak en fazla 5 yıl süre ile saklanabilmekte ve saklama süresinin 1 yılı aşması halinde her yıl, saklanmaya devam edilebilmesi için, kişinin yumurtasını dondurduğu merkeze başvuruda bulunarak talebinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe vermesi gerekmektedir. Dondurulan örneklerin 5 yıldan uzun saklanması sağlık bakanlığının iznine bağlıdır.

Dondurulan oositler yasal olarak, kişinin yıllık olarak saklama talebini yenilememesi, yazılı olarak imha talebinde bulunması ve ölüm hallerinde saklama süresine bakılmaksızın imha edilir.

Menide sperm bulunamadığı durumlarda cerrahi yollarla testis içinden sperm elde edilebilir. Sperm elde etmek için değişik yöntemler kullanılabilir. Testiste sperm üretiminin varlığı, uygulanan testlerle belirlenmişse, TESA tekniği, yani iğne ile testisten sperm aspirasyonu uygulanmaktadır. Testiste sperm üretiminin gerçekleşip gerçekleşmediği net olarak teşhis edilemediyse mikro cerrahi yöntemi ile Mikrodisseksiyon Testiküler Sperm Ekstraksiyonu(Mikro TESE) ile sperm elde edilebilir.

MikroTESE yöntemi mikrocerrahi gerektiren bir tekniktir. Cerrahın daha önce bu konuda deneyim sahibi olması işlemin başarısını artıracaktır.Mikroskobunun 30 kat büyütme avantajından yararlanılarak sperm üretiminin gerçekleştirildiği tubulus adı verilen ince borucuklar ameliyat mikroskobu altında büyütülür ve büyük opak beyazımsı tübüller ayırt edilir.Bu tübüller daha fazla spermatogenik olarak aktif germ hucreleri icermektedir. Sperm bulunma olasılığı yüksek olan bu tübüller ürolog tarafından alınır. Bu tübül embriyolog tarafından parçalanır, tübül içindeki spermlerin dışarıya çıkması sağlanır ve daha büyük büyütmeli (200-400 kat) bir mikroskop altında sperm aranır. Eğer alınan tübül sperm içeriyorsa , sperm elde etmek amacıyla hazırlanır. Hazırlanan spermler mikroenjeksiyon uygulanan mikroskopta ICSI uygulamak amacıyla toplanır.



 



  Micro TESE ile alınan parçadaki sperm

TESE açık biyopsi ile testisten alınan doku parçasından sperm elde etme tekniğidir.

​​​​​


Mikro TESE Yönteminin TESE yöntemine göre farkı:
- İşlemin mikroskop altında yapılması sperm bulma şansını % 30' dan % 52'e çıkarır.
- Testis aynı zamanda testosteron hormonunu üreten bir bölgedir. Bu nedenle bu yöntem testisten alınan dokunun miktarını azaltarak doku kaybını en aza indirir. Hastanın doku kaybı bu yöntemde çoklu biyopsi yöntemine göre 70 kat daha az olmaktadır.
- Mikroskop altında yapılması nedeni ile testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasını sağlar.
- Daha önce sperm bulunamamış ve Klinefelter Sendromu gibi genetik nedenle semende sperm yokluğunda bu yöntem ile sperm bulma şansı % 50’ e yükselmektedir. Bu avantajları nedeniyle merkezimizde çok odaklı TESE yerine mikro TESE işlemi uygulanmaktadır.


TESA (TESA - Testicular Sperm Aspiration) 
Bölgesel veya genel anestezi altında testise iğne ile pek çok noktadan girip testis dokusu aspire edilerek sperm arama işlemidir. Bu işlem sperm kanallarında tıkanıklık nedeni ile spermin dışarı çıkamadığı durumlarda yapılır. Ayrıca daha önce menideki sperm ile yapılan tüp bebek uygulamalarında başarısız sonuçlar alınmışsa başarıyı arttırmak için menide sperm olmasına rağmen TESA uygulanabilir. TESA yönteminde testisde sperm üretiminin var olduğu bilindiği için sperm bulma şansı %100’e yakındır.



 

PESA (PESA-Percütan epididimal sperm aspirasyonu)
Lokal anestezi altında yapılır testislerin üstündeki epididimlere ince bir iğne ile girerek içerisindeki spermleri çekme yöntemidir.




MESA (MESA-Mikroskobik epididimal sperm aspirasyonu)
Lokal veya genel anestezi altında yapılır. Epididim kanalından mikrocerrahi yöntemle sperm elde edilmeye çalışılır. Açık cerrahi ve uzun iyileşme süresi gerektirdiği için merkezimizde yapılmamaktadır.


Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir. Bu hem tek gen hastalıkları dediğimiz beta talasemi, kistik fibröz gibi hastalıklar için bilinen risk faktörleri için geçerli olduğu gibi bir de açıklanamayan tekrarlayan düşükler veya tekrarlayan implantasyon başarısızlığı gibi durumlarda kromozomal anormalliklerin irdelenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla birimimizde NGS yöntemi kullanılarak tüm kromozomlar riskli olan ailelerin embriyolarında taranabilmektedir. Bu amaca yönelik olarak 5. gün trofektoderm biyopsileri inceleme amacına yönelik olarak aktif olarak kullanılabilmektedir.

Gebelik oluştuktan sonra genetik problemler tanımlanabilir mi?
Gebelik oluştuktan sonra, 11-14. haftada fetusun eşinden (plasenta) biyopsi yapılarak (CVS) veya 14- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) veya 18-22 gebelik haftalarında (bazen daha geç) ultrason kontrolü altında özel bir iğne ile karın duvarından girilerek göbek kordonundan (kordosentez) bebeğe ait kan alınarak bebeğin kromozom analizi yapılabilir. Riskli hastalarda direkt bu işlemler önerilmekle beraber, belirgin kromozom anomali riski olmayanlarda öncelikle birtakım tarama testleri yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 11-14. haftada ense cilt kalınlığı bakılıp ikili test tarama testi istenebilir. NIPT (non invaziv prenatal test) ile anne kanında bebeğe ait hücrelerin incelenmesi esasına dayanan daha duyarlı testler yapılarak bebeğin kromozom yapısı hakkında bilgi edinilebilir. Ayrıca detaylı ultrasonografi ile bebekte majör bir anomali var mı büyük oranda tespit edilebilir. Bu tarama testleri sonucunda herhangi bir risk belirlendiğinde daha ileri işlem olan CVS, amniyosentez veya kordosentez yapılabilir.